Arama yapın...
Haber

Engellilik Alanında STK Enflasyonu: Güvenilirlik mi, Çıkar İlişkileri mi?

Yayın Tarihi
10 Ekim 2026
Yazar
Adem Kuyumcu
Biçim
Yazı

Sivil toplum kuruluşları, toplumun sesi olmak, hak ihlallerine karşı mücadele etmek ve kamu yönetiminin eksiklerini görünür kılmak için vardır. Peki bugün belediyeler, kamu kurumları ve özel sektör, iş birliği yaptıkları sivil toplum kuruluşlarının gerçekten kimi temsil ettiğini sorguluyor mu?

Özellikle engellilik alanında bu sorunun artık açıkça sorulması gerekiyor.

Türkiye’de engellilik alanında faaliyet gösteren çok sayıda dernek, federasyon, konfederasyon ve vakıf bulunuyor. Ancak kuruluş sayısının fazlalığı, engelli bireylerin sorunlarının azaldığını veya hak savunuculuğunun güçlendiğini göstermiyor. Asıl mesele, bu kuruluşların ne kadarının aktif çalıştığı, ne kadarının engelli bireylerin haklarını savunduğu ve ne kadarının somut çözümler ürettiğidir.

Elbette tüm sivil toplum kuruluşlarını aynı kefeye koymak doğru değildir. Büyük emek veren, bağımsız mücadele yürüten ve toplumsal fayda sağlayan kuruluşlar vardır. Ancak faaliyetleri şeffaf olmayan, engellilik konusunu kişisel veya siyasi çıkarları için kullanan yapılar varsa, bunların da sorgulanması gerekir.

Çünkü sivil toplumun gücü, kuruluş sayısıyla değil, toplumun duyduğu güvenle ölçülür.

Engelliler yardım kampanyalarının konusu değildir

Engelli bireyler adına sürekli yardım toplanması, bağış kampanyaları düzenlenmesi ve çeşitli ürünlerin “engellilere yardım” gerekçesiyle satılması, denetim ve şeffaflık bakımından dikkatle ele alınmalıdır.

Toplanan paraların nerede kullanıldığı, hangi hizmetlerin üretildiği ve engelli bireylerin yaşamında neyin değiştiği kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.

Engellilik alanında yardım faaliyetleri elbette yapılabilir. Ancak engelli bireyleri sürekli yardıma muhtaç kişiler olarak göstermek, onların eşit haklara sahip yurttaşlar olduğu gerçeğini gölgeler.

Toplumda “Yardım ettim, artık evinde otursun” anlayışının oluşmasına zemin hazırlamak, hak temelli yaklaşımın tam tersidir.

Engelli bireylerin ihtiyacı yalnızca maddi yardım değildir. Erişilebilir kentler, nitelikli eğitim, istihdam, bağımsız yaşam, toplumsal katılım ve hak ihlallerine karşı etkili mücadele de gereklidir.

Engelliler yardım kampanyalarının konusu değil, haklarının öznesidir.

Belediyeden destek alan STK, yanlışları da söyleyebilmeli

Belediyelerin sivil toplum kuruluşlarına mekân, proje desteği veya maddi kaynak sağlaması tek başına olumsuz bir durum değildir. Aksine, kamu kurumlarıyla STK’lar arasındaki doğru iş birlikleri toplumsal sorunların çözümüne katkı sunabilir.

Ancak bu ilişkiler, hak savunuculuğunun önüne geçmemelidir.

Bir belediye erişilebilirlik yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, iş birliği yaptığı kuruluş bunu dile getirebilmelidir. Destek alan bir STK, destek veren kurumun yanlışlarını görmezden geliyorsa bağımsızlığı sorgulanmalıdır.

Kaldırımların, yaya geçitlerinin, toplu taşımanın, kamu binalarının ve sosyal yaşam alanlarının erişilebilir olması bir lütuf değil, hak ve mevzuat meselesidir.

Kamu desteği, sessiz kalmanın karşılığına dönüşmemelidir.

Her STK temsil gücüne sahip midir?

Bir kuruluşun adında “engelli” ifadesinin bulunması, engelli bireyleri gerçekten temsil ettiği anlamına gelmez. Temsil; yalnızca unvan taşımakla değil, farklı engel gruplarının sorunlarını dinlemek, karar süreçlerine katılımlarını sağlamak ve haklarını savunmakla mümkündür.

STK yöneticilerinin kişisel konumlarını korumak uğruna yeni fikirlerin önünü kapatması, sorunları yöneticilere eksik aktarması veya çözülmemiş sorunları yokmuş gibi göstermesi, engelli bireylerin hak mücadelesine zarar verir.

Bu nedenle kuruluşların yalnızca görünürlüğü değil, demokratik işleyişi, bağımsızlığı, üyelerinin katılımı ve somut faaliyetleri de değerlendirilmelidir.

Çözüm: STK akreditasyon sistemi

Belediyeler, kamu kurumları ve özel sektör, iş birliği yapacakları sivil toplum kuruluşlarını belirlerken kişisel ilişkilere, siyasi yakınlıklara veya yalnızca etkinlik görüntülerine göre hareket etmemelidir.

Engellilik alanında objektif ölçütlere dayanan, bağımsız ve şeffaf bir akreditasyon sistemi oluşturulmalıdır.

Bu sistem kapsamında kuruluşların;

  • En az beş yıllık faaliyet geçmişine sahip olması,
  • Üyelik ve temsil kapasitesini ortaya koyması,
  • Güncel internet sitesi ve kurumsal iletişim altyapısının bulunması,
  • Her yıl eğitim, konferans, farkındalık ve hak savunuculuğu faaliyetleri yürütmesi,
  • Gelirlerini, bağışlarını ve harcamalarını şeffaf biçimde açıklaması,
  • Demokratik yönetim ve hesap verebilirlik ilkelerine uyması,
  • Engelli bireylerin karar süreçlerine katılımını sağlaması

gibi ölçütler değerlendirilmelidir.

Üye sayısı ve faaliyet sayısı tek başına yeterli kabul edilmemeli; çalışmaların niteliği, bağımsızlık düzeyi ve ortaya çıkardığı sonuçlar da dikkate alınmalıdır.

Akreditasyon, küçük ve yerel kuruluşları dışlayan veya bağımsız hak savunuculuğunu kısıtlayan bir mekanizma olmamalıdır. Adil değerlendirme, itiraz hakkı ve düzenli denetim güvence altına alınmalıdır.

Dernekler mevzuatı da şeffaflığı, hesap verebilirliği ve kurumsal kapasiteyi geliştirecek şekilde yeniden değerlendirilmelidir.

Sayıyı değil, toplumsal faydayı artırmalıyız

Engellilik alanında başarı, kaç dernek veya vakıf bulunduğuyla ölçülemez. Asıl başarı; kaç erişilebilirlik sorununun çözüldüğü, kaç hak ihlalinin önlendiği, kaç kişinin eğitim ve istihdama katıldığı ve engelli bireylerin bağımsız yaşam olanaklarının ne ölçüde arttığıdır.

Belediyeler, kamu kurumları ve özel sektör, birlikte çalışacakları STK’ları seçerken artık şu soruyu sormalıdır:

“Bu kuruluş engelliler adına ne söylüyor?” değil, “Engelli bireylerin hakları için ne yapıyor ve hangi sonuçları üretiyor?”

Sivil toplum kuruluşları topluma güven vermeli, temsil ettikleri kişilerin haklarını savunmalı ve gerektiğinde kendilerine destek veren kurumları da eleştirebilmelidir.

Çünkü güçlü sivil toplum, kamu kurumlarının her söylediğini onaylayan değil; eksikleri gösteren, çözüm öneren ve hakların hayata geçirilmesini sağlayan sivil toplumdur.

Engelli bireylerin ihtiyacı, kendileri adına konuştuğunu söyleyen daha fazla kuruluş değil; haklarını gerçekten savunan, güvenilir, bağımsız ve çözüm üreten güçlü bir sivil toplum yapısıdır.

Adem KUYUMCU
Engelli Hakları Aktivisti
Erişilebilir Kent düzenlemeleri ve Engelsiz Turizm Uygulamaları Uzmanı

Diğer Güncel Haberler

Adem Kuyumcu

Erişilebilir kentler, engelsiz turizm ve herkes için tasarım. Denetimden eğitime, mevzuata ve ölçüme dayalı erişilebilirlik uzmanlığı.